Kişisel Dönüşüm
...akide şekeri
...karnım şiş, nefes alamıyorum… Ölüm yakın mı bana, ben mi içindeyim ölümün? Karışık… Bir nefes çekiyorum, burnum acıyor; benden davacı gibi sızlaya sızlaya geliyor içime… Bir nefes daha ardından ama önce aldığımı vermem gerekir, değil mi… Saat 23:12. Odama geçtim. Yorganı kaldırdım, içine sığacağım kadar yer attım kendime; hep öyle yaparım, dağıtmam yatağımı bile… Uzandım. Uyumak istiyorum, uyuyayım ki dinsin yüreğin acısı. Koydum kafamı yastığa, sessizce, hafifçe uzandım yatağın içine. Örttüm üzerimi, serin serin… Neyse, birazdan ısınırım… Ama yastıkta gibi değilim, yatakta da… Ey güzel Allah’ım, ey gönlümün sahibi, ey ruhumun mührü, ey nefesim, ey gözyaşım, ey burnumun sızısı, neşem… azabım… Bilirim sana varacak bu acı da, hep olduğu gibi. Bu kez daha tatlı kavruluyorum… Sanki etim, iki tırnak arasında ki bir cimdirmeyle parçalanıyor, kopuyor bedenimden. Yüreğim çatırdıyor, kafesine sığmaz… Bilirim, senden ötesi değil bu da… ama canım çok acıyor yine. Kime anlatayım ki; bir tek sana ve hep… Şimdi uyumama izin ver Allah’ım… Şimdi bu yangına nasıl gireceğimi de göster uykumda… Kapıyı göster, çalayım. Yolu göster, yürüyeyim… Elim yüreğimde uyudum… Saat tam 24:00’te uyandım. Uykudan gözümü araladığım, dünya âlemine indiğimi fark ettiğim andan itibaren, kalbimde ki o eminlik hissini kaç kitaba sığdıramam belki de… Cevabım gelmişti uykumda, öte âlemden sahnelenmişti… Yüreğimin acısına derin bir eminlik eşlik etmişti yine, şükürler olsun… Hayatımın çokça yerinde sert ve kıvrımlı virajlar oldu benim. Dimdik duramadım çoğu kez düştüğümde; dizlerim parçalandı, süründüm, tökezledim… Ama hep bildim ki nasılsa geçecek… “Sabır Şebnem, ama şimdi ağlama, şunu da hallet bir… Bu sırası değil,” derken geçti zor dediğim duraklar, kolaylaşmış meğersem… böyle bir zaman işte yine. Anlatayım rüyamı o hâlde. Çok güzel ve eski bir pazarın içindeydim. Minik tezgâhlar vardı; şekerler, lokumlar dolu… Yanımda bir erkek, bir kadın sembol… “Çok inat ettin ama,” dedi erkek… Dinledim öylece Haklıydı demekkı. Kadın da dolaştırdı beni tezgâhların arasında. Bir şey bekliyordum; beklediğim şey hem korkutuyordu beni hem razıydım, emindim… Rüyalarımda hep eminlik hâlini yaşarım zaten… Sözleşmem bitmişti dünyayla artık; gitme vaktimdi. Beklediğim Azrail’di… Onunla olan anlaşmam bitmemişti, onu bekliyordum. Gelecekti ve beni alıp gidecektik… İçimdeki his tarifsiz bir genişlikti yüreğimde… Azıcık korku ve “inşallah utandıracak bir şey yapmamışımdır” tedirginliği vardı… Yaptıklarımı, yapamadıklarımı, söylediklerimi ve sustuklarımı süzüyordum tezgâhların arasında dolaşırken… Zaman o kadar azdı ki düşünürken aklıma gelmiyordu… Oysa hep dikkat etmeye gayret etmiştim… Çok hata yapmıştım ama kendimden başka kimseye de bilerek zarar vermemiştim… Bilmeden zarar verdiklerimden, kırdıklarımdan özür dilerim dedim içimden… özür dilerim... Heyecanlıydım da; ilk kez karşılaşacaktım onunla. Acaba nasıl görünüyordu diye düşündğm uzun uzun… Tezgahta ki kalıp kalıp sabun dikkatimi çekti uzattım elimi Bir tane yeşil renkte bir kalıp sabun alıverdim, öylece attım ağzıma, ısırdım, yedim… Tuhaf gelmişti rüyamda da, ama yedim sabunu… Gerekiyormuş öyle biliyorum; garip ama lazım yani… O sırada kadın, avucumun içine şeker bıraktı. Baktım, üç tane yeşil renkte akide şekeri… Yedim onları, nefis lezzetliydi. Ağzımın tadı değişti, tatlandı şekerden sonra… Hoş… Çıktım pazardan. Uyandım öyle… Eminlik duygusuyla kalktım yatağımdan… Mesaj benim için netti, yoruma açık bile değildi… İliklerime kadar hissettiğim şey şuydu: Ben asla yalnız değildim. Yaradım benden haberdardı yine. Yanımda kimse olmasa ne olur ki; ben hiç yalnız değilmişim ki… Çok ağladım saatlerce… Özür dilerim Allah’ım. Dilimde seni anmışım, yüreğimin kapısında misafir etmişim hep; ama zaten orada olduğunu unutmuşum. Özür dilerim Allah’ım… Bana hoş gelmişsin… Sana hoş gelmişim… 19.1.26